
22 Nisan tarihi, ABD’li Senatör Gaylord Nelson’un girişimleri ile 1970 yılından bu yana dünyanın sembolik doğum günü olarak kabul ediliyor. Ülkemizde de kutlanmakta olan Dünya Günü’nün bu yıl ki teması geçen yıl olduğu gibi: “yaşam için su” .
Dünyada gereğinden daha fazla su var ama ne yazık ki yoksulların bu suya kavuşması için şimdiye dek yeterli siyasi irade ve maddi kararlılık gösterilemedi. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2000 yılında aldığı kararla, temiz suya ulaşamayan insan sayısını 2015 yılına dek yarı yarıya azaltmayı Milenyum Kalkınma Hedefleri’nden biri olarak kabul etmesi sevindirici bir gelişme.
BM ’e göre dünya genelinde 1,1 milyar kişi yani her beş kişiden biri günde en az 20 litre su olarak tanımlanan güvenli içme suyuna “makul sınırlar çerçevesinde ulaşamadıkları” için hastalanma ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Oysa BM’ in koyduğu hedef doğrultusunda 2015 yılında dünyanın her yerinde kişi başına günde 50 litre su düşmesi için, mevcut küresel su tüketiminin yüzde 1’inden bile azı yeterli.
Son elli yıl içinde insanoğlunun tatlı su ekosistemleri, yani döngü sırasında su depolayan, taşıyan ve arıtan nehirler, göller, sulak alanlar ve yeraltı aküferleri üzerindeki etkilerinin boyutları, nüfus ve tüketim artışıyla birlikte çok hızlı yükseliş gösterdi. Bu dönemde dünya genelindeki su talebi yaklaşık üç kat arttı.
Günümüzde dünya genelindeki su tüketiminin yaklaşık yüzde 70’i tarımda, yüzde 22’si sanayide, yüzde 8’i de il ve ilçelerde kullanılıyor. Su için talep artarken, kaynaklar hızla tükeniyor veya kirleniyor. Şu anda Dünya genelindeki gıda üretiminin yüzde 40’ı sulamalı arazilerden elde ediliyor. Sulama için yer altı aküferleri geri dönüşüm hızının üzerinde yeryüzüne pompalanıyor. Kısacası 2030 yılına kadar çiftçilerin dünya nüfusuna eklenecek 2 milyardan fazla kişiyi beslemek için ek su kaynağı bulmaları gerekiyor. Kısacası su kıtlığı aynı zamanda besin kıtlığı anlamına da geliyor.
İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak ve değerli ekosistem işlevlerini korumak arasında en iyi dengeyi sağlamak amacıyla, yıl boyunca bu işlevlerin sürmesi için yeterli miktarda suyun doğaya bırakılması gerekiyor. Ekosistemler bu suya kavuştuktan sonra çözülmesi gereken sorun da, geriye kalan suyun insanların ihtiyaçlarını etkili, eşit ve verimli biçimde karşılayabilecek biçimde kullanılması.
Ülkemiz sanıldığının aksine “su zengini” bir ülke değil. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen yıllık su miktarı 10.000 m3 iken, ülkemizde bu miktar sadece 2.650 m3. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak “su kaynaklarımızı” korumak öncelikli hedeflerimizden biri olmalı. Bu nedenle her şeyi başkalarından beklemek yerine, işe kendi evimizin önünü süpürerek başlamalıyız. İşte bireysel olarak yapabileceğimiz birkaç öneri:
Hem yağmur suyunun akışa geçmesini önleyecek hem de yeraltı su kaynaklarımızı besleyecek yeşil bitki örtüsünü koruyabilir, örneğin ağaç dikebiliriz,
Çimenlik alanlarda ve bahçelerde doğal bitkiler, çimler kullanabilir ve sulama için yalnızca doğal yağıştan yararlanabiliriz,
Daha az ürün satın alıp, daha az tüketebiliriz,
Daha besleyici, daha az et içeren bir beslenme biçimini benimseyebiliriz,
Su ve enerji verimli cihaz ve tesisatlar kullanabiliriz,
Siyasetçileri sulak alanları, aküferleri ve boşaltma havzalarını korumaya yönelik yerel arazi kullanımı yasalarının çıkarılmasına teşvik edebiliriz/zorlayabiliriz,
Su koruma stratejilerini denetlemek ve uygulamak için yerel su yönetimi kurullarında görev alabiliriz,